Arama:
İtirazın Kaldırılması ve İtirazın İptali Davası Arasındaki Farklar
Tahmini okuma süresi: 5 dakika

İlamsız icra takibinde borçlunun süresi içinde yaptığı ödeme emrine itiraz, takibi kendiliğinden durdurur (2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu (İİK m. 62, m. 66). Takibin durması üzerine alacaklının takibe devam edebilmesi ve borçlunun itirazını bertaraf edebilmesi için kanun koyucu iki temel hukuki yol öngörmüştür: Genel mahkemelerde açılan itirazın iptali davası (2004 sayılı İİK m. 67) 1 ve icra mahkemesinden talep edilen itirazın kaldırılması (2004 sayılı İİK m. 68, m. 68/a).

Bu iki yol; tabi oldukları usul kuralları, inceleme merciinin yetkisi, delil ikame serbestisi, hak düşürücü süreleri ve kararların maddi anlamda kesin hüküm teşkil edip etmemesi bakımından temelden farklılaşmaktadır.

İtirazın Hükümden Düşürülmesinde Alacaklının Seçimlik Hakkı

İlamsız icra takibine süresi içinde yapılan itiraz ile duran takibin devamını sağlamak amacıyla alacaklı, somut uyuşmazlığın ve elindeki ispat vasıtalarının niteliğine göre bu iki yoldan birini tercih etme hakkına sahiptir.

Alacaklının elinde 2004 sayılı İİK m. 68 veya m. 68/a kapsamında sayılan nitelikte bir belge bulunmuyorsa, itirazın kaldırılması yoluna başvurması mümkün olmayıp itirazı ancak genel mahkemede açacağı itirazın iptali davası ile bertaraf edebilir. Buna karşılık, alacaklı 2004 sayılı İİK m. 68 anlamında borç ikrarını içeren belgelere sahip olsa dahi, dilerse daha hızlı ve dar yetkili olan icra mahkemesine gitmek yerine genel mahkemede itirazın iptali davası açmayı seçebilir.

İtirazın İptali Davası (İİK m. 67)

Hukuki Niteliği ve Mahkemenin Görevi

İtirazın iptali davası, müddeabihi takip konusu yapılmış ve borçlunun itirazı ile durmuş bulunan alacak olan, usul hukuku bakımından bir eda davasıdır. Dava genel hükümlere göre genel mahkemelerde (Asliye Hukuk, Asliye Ticaret, Tüketici, İş Mahkemeleri vb.) görülür. Görevli mahkeme, genel hükümlere ve uyuşmazlığın niteliğine göre belirlenir; yetkili mahkeme ise 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) genel yetki kurallarına veya özel yetki sözleşmesine tabidir.

Mahkemenin vereceği esasa ilişkin kabul veya ret kararı, genel mahkeme ilamı niteliğinde olup maddi anlamda kesin hüküm (6100 sayılı HMK m. 303) doğurur.

Hak Düşürücü Süre ve Arabuluculuk Şartı

Alacaklı, itirazın kendisine tebliği tarihinden itibaren bir yıl içinde itirazın iptali davasını açmalıdır (2004 sayılı İİK m. 67/1). Bu süre hak düşürücü süre niteliğinde olup hâkim tarafından re’sen gözetilir. Bir yıllık hak düşürücü sürenin geçirilmesi hâlinde takip kesin olarak hükümsüz kalır; ancak alacaklının genel hükümler dairesinde zamanaşımı süresi içinde genel bir alacak davası açma hakkı saklıdır (2004 sayılı İİK m. 67/4).

Uyuşmazlık konusu alacak ticari alacak, işçilik alacağı veya tüketici uyuşmazlığı gibi zorunlu dava şartı arabuluculuk kapsamında yer alıyorsa, itirazın iptali davası açılmadan önce arabuluculuk dava şartının tüketilmiş olması zorunludur. Arabuluculuk bürosuna başvurulmasıyla birlikte bir yıllık hak düşürücü süre durur ve son tutanağın düzenlendiği tarihe kadar işlemez.

Yargılama Usulü ve İspat Kuralları

İtirazın iptali davasında genel ispat kuralları (6100 sayılı HMK m. 187 vd.) uygulanır. Davacı alacaklı, genel hükümler dairesinde alacağının varlığını her türlü hukuki delille (senet, yemin, ticari defterler, tanık, bilirkişi, keşif) ispat edebilir (2004 sayılı İİK m. 67/1) 1.

İcra mahkemesindeki gibi belge sınırlaması bulunmaz. Borçlu da itirazında bildirmediği itiraz gerekçelerini (itirazın kaldırılmasından farklı olarak) genel hükümlere göre savunmanın genişletilmesi yasağı çerçevesinde ileri sürebilir.

İcra İnkâr Tazminatı ve Şartları

Borçlunun itirazının haksızlığına karar verilmesi hâlinde, alacaklının talebi üzerine hükmolunan meblağın yüzde yirmisinden (%20) aşağı olmamak üzere icra inkâr tazminatına hükmedilir (2004 sayılı İİK m. 67/2).

Borçlunun icra inkâr tazminatına mahkûm edilebilmesi için şu şartların birlikte gerçekleşmesi aranır:

  • Geçerli bir ilamsız icra takibinin bulunması,
  • Borçlunun süresi içinde ödeme emrine itiraz etmiş olması,
  • İtirazın iptali davasının bir yıllık hak düşürücü süre içinde açılmış olması,
  • Davacı alacaklının açıkça inkâr tazminatı talep etmiş olması (6100 sayılı HMK m. 26 taleple bağlılık ilkesi),
  • Borçlunun itirazının haksızlığına karar verilmesi,
  • Alacağın likit olması.

Alacağın likit olması; borç miktarı ve unsurlarının borçlu tarafından bilinebilir veya tek başına hesap edilebilir olması, alacağın tespiti için ayrıca yargılama yapılmasına ve bilirkişi incelemesine gerek duyulmaması anlamına gelir. Zarar miktarının yargılama ile tayin edildiği haksız fiil, rücuen tazminat veya kusur incelemesi gerektiren alacaklarda alacak likit sayılmaz ve inkâr tazminatına hükmedilemez.

Alacaklının takibinde haksız ve kötü niyetli görülerek davanın reddedilmesi hâlinde ise borçlunun talebi üzerine, alacaklı reddedilen miktarın yüzde yirmisinden (%20) aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatına mahkûm edilir (2004 sayılı İİK m. 67/2) 1. Borçlu aleyhine tazminat için haksızlık yeterli iken, alacaklı aleyhine tazminat için haksızlığın yanı sıra “kötü niyetin” varlığı şarttır.

İtirazın Kaldırılması Yolu (İİK m. 68, 68/a, 68/b)

Hukuki Niteliği ve İcra Mahkemesinin Dar Yetkisi

İtirazın kaldırılması, icra mahkemesinden talep edilen ve takip hukukuna özgü bir kurumdur. İcra mahkemesi dar ve sınırlı yetkili bir merci olup basit yargılama usulü uygular. İcra mahkemesi tanık dinleyemez, yemin teklifini kabul edemez; incelemesini kural olarak yalnızca kanunda sınırlı sayıda sayılan belgeler üzerinden şekli olarak yürütür.

İcra mahkemesinin itirazın kaldırılması talebi üzerine verdiği kararlar maddi anlamda kesin hüküm teşkil etmez (2004 sayılı İİK m. 68 son fıkra) 2. Bu nedenle taraflar genel mahkemelerde menfi tespit, istirdat veya alacak davası açma hakkını saklı tutar.

Başvuru Süresi ve Sürenin Kaçırılmasının Ağır Sonucu

Alacaklı, itirazın kendisine tebliği tarihinden itibaren altı ay içinde icra mahkemesinden itirazın kaldırılmasını talep etmelidir (2004 sayılı İİK m. 68/1, m. 68/a/1).

Bu süre hak düşürücü süredir. Altı aylık sürenin en kritik sonucu: Bu süre içerisinde itirazın kaldırılması istenilmediği takdirde, alacaklı aynı alacak için yeniden ilamsız takip yapamaz (2004 sayılı İİK m. 68/1 son cümle). Süreyi kaçıran alacaklı, artık genel mahkemede bir yıllık süre içinde itirazın iptali davası açmak ya da doğrudan genel alacak davası açmak zorunda kalır.

İtirazın Kesin Kaldırılması (İİK m. 68)

Borçlu borca itiraz etmişse (imzaya itiraz etmemiş veya imzayı kabul etmişse), alacaklı itirazın kesin kaldırılmasını ister 2. Alacaklının talebinin kabul edilebilmesi için takibin münhasıran 2004 sayılı İİK m. 68/1’de belirtilen belgelerden birine dayanması zorunludur:

  • İmzası ikrar veya noterlikçe tasdik edilen borç ikrarını içeren adi veya resmi senetler,
  • Resmi dairelerin veya yetkili makamların yetkileri dahilinde usulüne göre verdikleri makbuz veya belgeler,
  • 2004 sayılı İİK m. 68/b uyarınca; borçlu cari hesap veya kredi sözleşmeleri kapsamında süresinde noter kanalıyla tebliğ edilip bir ay içinde itiraz edilmeyen hesap özetleri ve ihtarnameler.

Borçlu, itirazını haklı gösterecek aynı güçte bir belge (ödeme makbuzu, ibraname vb.) ibraz edemezse icra mahkemesi itirazın kesin kaldırılmasına karar verir. İtirazın kesin kaldırılması kararı ile takip kesinleşir ve haciz aşamasına geçilir.

Talebin esasa ilişkin nedenlerle kabulü hâlinde borçlu, reddi hâlinde ise takibe haksız başlayan alacaklı, talep üzerine %20’den aşağı olmamak üzere icra inkâr veya kötü niyet tazminatına mahkûm edilir (2004 sayılı İİK m. 68 son fıkra).

İtirazın Geçici Kaldırılması (İİK m. 68/a, m. 69)

Alacaklının dayandığı senet adi nitelikte olup borçlu süresi içinde icra dairesine verdiği itiraz dilekçesinde senet altındaki imzayı ayrıca ve açıkça reddetmişse (2004 sayılı İİK m. 62/5), alacaklı kesin kaldırma değil, itirazın geçici kaldırılmasını talep edebilir (2004 sayılı İİK m. 68/a/1).

İtirazın geçici kaldırılması usulünde şu özel kurallar işletilir:

  • Duruşmada bizzat bulunma zorunluluğu: İmzayı reddeden borçlu, icra dairesinin yetki çevresinde ise geçerli mazereti bulunmadıkça duruşmada bizzat hazır bulunmak zorundadır (2004 sayılı İİK m. 68/a/2). Meşru bir mazereti olmaksızın duruşmaya gelmeyen borçlunun başka hiçbir inceleme yapılmaksızın itirazı muvakkaten kaldırılır ve alacağın yüzde onu (%10) oranında para cezasına mahkûm edilir (2004 sayılı İİK m. 68/a/5).
  • İmza incelemesi: Borçlu duruşmada hazır bulunursa mahkemece tatbika medar imzalar üzerinden bilirkişi incelemesi yaptırılır (2004 sayılı İİK m. 68/a/3). İmzanın borçluya ait olduğu kanaatine varılırsa itirazın geçici kaldırılmasına ve borçlu aleyhine alacağın %10’u oranında para cezası ile en az %20 tazminata hükmedilir (2004 sayılı İİK m. 68/a/6, m. 68/a/8).
  • Geçici haciz ve borçtan kurtulma davası: İtirazın geçici kaldırılması kararının verilmesi üzerine alacaklı borçlunun mallarına muvakkat haciz koydurabilir (2004 sayılı İİK m. 69/1). Borçlu kararın tefhim veya tebliğinden itibaren yedi gün içinde alacağın %15’ini mahkeme veznesine nakden depo ederek veya banka teminat mektubu sunarak genel mahkemede borçtan kurtulma davası açabilir (2004 sayılı İİK m. 69/2). Borçlu yedi gün içinde bu davayı açmaz veya davası reddedilirse geçici kaldırma kararı ve geçici haciz kesinleşir (2004 sayılı İİK m. 69/3).

Karşılaştırmalı Hukuki Değerlendirme

Kriterİtirazın İptali Davası (İİK m. 67)İtirazın Kaldırılması Talebi (İİK m. 68, 68/a)
Görevli MerciGenel Mahkemeler (Asliye Hukuk, Ticaret vb.)İcra Mahkemesi (İcra Hukuk Mahkemesi) 
Hukuki NiteliğiEda davası (Maddi hukuk uyuşmazlığı) Takip hukuku incelemesi (Şekli nitelikte) 
Başvuru Süresiİtirazın tebliğinden itibaren 1 yıl İtirazın tebliğinden itibaren 6 ay 
Sürenin KaçırılmasıAlacak hakkı saklı kalır, genel alacak davası açılabilir Yeniden ilamsız icra takibi yapılamaz 
Arabuluculuk ŞartıDava konusuna göre (ticari, iş, tüketici) zorunlu dava şartıdırİcra mahkemesi takibe özgü merci olduğundan zorunlu değildir
İspat VasıtalarıHMK genel hükümleri; her türlü delil (tanık, yemin, bilirkişi) Münhasıran İİK 68-68/a’daki sınırlı yazılı belgeler 
Kararın HükmüMaddi anlamda kesin hüküm doğurur (HMK m. 303) Şekli kesinlik doğurur, maddi anlamda kesin hüküm teşkil etmez 
Yargılama HarcıNispi harca (karar ve ilam harcı) tabidirMaktu başvuru ve harca tabidir
Tazminat YaptırımıHaksız itiraz/takipte en az %20 inkâr/kötü niyet tazminatı Esastan kabul/rette en az %20 tazminat; ayrıca imza inkarında %10 para cezası 

Uygulama Açısından Stratejik Seçim Ölçütleri

Alacaklı taraf somut takip dosyasında yol belirlerken şu hususları değerlendirmelidir:

  1. Belge Durumu: Takip dayanağı belge noter onaylı borç ikrarı, resmi belge veya itiraz edilmemiş cari hesap özeti (2004 sayılı İİK m. 68/b) 6 gibi kesin delil vasfında ise, maktu harçla ve süratle neticelenecek olan itirazın kaldırılması yolu öncelikle tercih edilmelidir. Ancak alacak cari hesap faturasına, sevk irsaliyesine veya tanıkla ispatı gereken bir ticari ilişkiye dayanıyorsa doğrudan itirazın iptali davası açılmalıdır .
  2. İcra Mahkemesi Kararının Etkisi: Alacaklının icra mahkemesinde açtığı itirazın kaldırılması talebi esasa ilişkin nedenlerle reddedilirse aleyhine %20 tazminata hükmedilir (2004 sayılı İİK m. 68 son fıkra) 2. Ancak alacaklı süresi içinde genel mahkemede itirazın iptali veya alacak davası açarsa hükmolunan tazminatın tahsili dava sonuna kadar ertelenir ve davayı kazanırsa bu tazminat kalkar 2.
  3. Zamanaşımı ve Takip Yetkisi: İtirazın kaldırılması için tanınan altı aylık hak düşürücü sürenin geçirilmesi hâlinde bir daha ilamsız takip yapılamayacağı (2004 sayılı İİK m. 68/1) kuralı göz önünde bulundurularak, tebligat parçası takip edilmeli ve süreler kaçırılmamalıdır.

Alacaklının elindeki ispat vasıtalarının niteliği ve alacağın likit olup olmaması, tercih edilecek kanun yolunun başarı şansını ve maruz kalınabilecek tazminat risklerini doğrudan belirlemektedir.

Hem Asile Hem de Vekile Tebligat Yapılırsa Sürenin Başlangıcı
Tahmini okuma süresi: 2 dakika

YARGITAY 16. HUKUK DAİRESİ 2016/13621 E. , 2019/7319 K.

DAVA : Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün Yargıtay’ca incelenmesi istenilmekle; inceleme raporu ve dosyadaki belgeler okundu, GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:

KARAR : Kadastro sonucu, Simav İlçesi Ortacı Köyü çalışma alanında bulunan 217 ada 1 parsel sayılı 149.03 m2 yüzölçümündeki taşınmaz, irsen intikal, taksim ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği nedeniyle davalı … adına; 217 ada 2 parsel sayılı 207,70 m2 yüzölçümündeki taşınmaz ise, irsen intikal, taksim ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği nedeniyle davalı … adına tespit ve tescil edilmiştir. Davacılar … ve arkadaşları, çekişme konusu taşınmazlar içerisinde yer alan taşınmaz bölümünün adına tapuda kayıtlı bulunan 217 ada 5 parsel sayılı taşınmazın devamı olduğu iddiasına dayanarak tapu iptali ve adına tescili istemiyle dava açmıştır. Mahkemece yapılan yargılama sonunda davanın reddine karar verilmiş; hüküm, bir kısım davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.

SONUÇ : Temyiz isteminde bulunan davacı asiller …ile …’in yargılama süresince kendilerini vekil ile temsil ettirdikleri, dava dosyası içeriğinde yer alan gerekçeli kararın tebliğine ilişkin tebligat parçaları incelendiğinde, gerekçeli kararın adı geçen davacıların hem vekillerine hem kendilerine tebliğ edildiği anlaşılmaktadır. Ancak HMK’nın 73, 81, 82 ve 83. maddeleri, Avukatlık Kanunu’nun 41. maddesi, 7201 Sayılı Tebligat Kanunu’nun 11. maddesi ve Tebligat Kanunu’nun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin 18. maddesi gereğince vekil ile takip edilen işlerde, tebligatın vekile yapılması zorunludur. Emredici nitelikteki bu düzenlemelerden kaynaklanan yasal zorunluluğa aykırı olarak, vekili varken asile gönderilen tebligatlar yok hükmünde olup sonuç doğurmaz. Bu duruma göre, davada kendisini vekil ile temsil ettiren ve kararı temyiz eden davacı asiller… ile …’e yapılan gerekçeli kararın tebliği işlemi yok hükmündedir. Mahkemenin gerekçeli kararı hükmü temyiz eden davacılar vekiline usulüne uygun olarak ilk kez 26.10.2015 tarihinde tebliğ edilmiş olup, davacılar vekili tarafından 17.12.2015 tarihinde temyiz başvurusu yapılmıştır. Hal böyle olunca, gerekçeli kararın tebliğ edildiği 26.10.2015 tarihi ile temyiz tarihi olan 17.12.2015 tarihi arasında 6100 Sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 432/I. maddesinde öngörülen 15 günlük temyiz süresinin geçmiş olduğu anlaşıldığından, davacılar vekilinin temyiz inceleme isteminin süre yönünden REDDİNE, 13.11.2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Seri Muhakeme Usulü ve Kapsamındaki Suçlar
Tahmini okuma süresi: 4 dakika

Seri muhakeme usulü, ceza adalet sisteminde yargılama sürelerinin kısaltılması, iş yükünün azaltılması ve failin suçun hukuki sonuçlarını süratle kabul ederek uyuşmazlığın mahkûmiyet benzeri bir mutabakatla çözülmesini sağlayan alternatif bir yargılama modelidir. 7188 sayılı Kanun ile 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 250. maddesine eklenen bu kurum, Anglo-Amerikan hukukundaki “plea bargaining” (pazarlık) modelinden farklı olarak cezanın alt-üst sınırının tamamen taraflarca serbestçe tayin edildiği bir pazarlık değil; yasal sınırlar ve indirim oranları kanunla belirlenmiş, rızaya dayalı ve yargıç denetiminden geçen özel bir usuldür.

Usulün işletilebilmesi için soruşturma evresi sonunda yeterli şüpheye ulaşılmış olması ve öncelikle 5271 sayılı CMK m. 171 uyarınca kamu davasının açılmasının ertelenmesi (KDAE) şartlarının bulunmaması gerekir.

Seri Muhakeme Usulüne Tabi Suçlar

5271 sayılı Kanun’un 250. maddesinin 1. fıkrasında seri muhakeme usulünün uygulanabileceği suçlar sınırlı sayı (numerus clausus) ilkesiyle sayılmıştır. Bu katalog dışındaki suçlarda bu usulün tatbiki kanunen mümkün değildir:

1. Türk Ceza Kanunu Kapsamındaki Suçlar:

  • Hakkı olmayan yere tecavüz: TCK m. 154/2 (köy tüzel kişiliğine ait veya öteden beri köylünün ortak yararlanmasına terk edilmiş mera, harman yeri, yol ve sulak gibi taşınmaz malları kısmen veya tamamen zapt etme) ve TCK m. 154/3 (kamu kurum ve kuruluşlarına ait taşınmaz malları işgal etme veya bunların sınırlarını değiştirme).
  • Genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması: TCK m. 170/1 (yangın, patlama, çökme gibi tehlikeli fiiller veya silahla ateş etme) ve TCK m. 170/3.
  • Trafik güvenliğini tehlikeye sokma: TCK m. 179/2 (kara, deniz, hava veya demiryolu ulaşım araçlarını kişilerin can, mal veya sağlıkları bakımından tehlikeli olabilecek şekilde sevk ve idare etme) ve TCK m. 179/3 (alkol veya uyuşturucu madde etkisiyle emniyetli şekilde sevk ve idare edemeyecek halde araç kullanma).
  • Gürültüye neden olma: TCK m. 183.
  • Parada sahtecilik: TCK m. 197/2 (sahte parayı bilerek kabul etme) ve TCK m. 197/3 (sahteliğini bilmeden aldığı parayı sahte olduğunu öğrendikten sonra tedavüle koyma).
  • Mühür bozma: TCK m. 203.
  • Resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan: TCK m. 206.
  • Kumar oynanması için yer ve imkan sağlama: TCK m. 228/1.
  • Başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması: TCK m. 268.

2. Özel Ceza Kanunları Kapsamındaki Suçlar:

  • 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanun: 13. maddenin 3. fıkrası (vahim olmayan ateşli silahlar ile bunlara ait mermilerin pek az sayıda taşınması veya bulundurulması) ile 15. maddenin 1., 2. ve 3. fıkralarında düzenlenen suçlar.
  • 6831 sayılı Orman Kanunu: 93. maddenin 1. fıkrasında düzenlenen orman alanlarının işgali ve açılması suçu.
  • 1072 sayılı Rulet, Tilt, Langırt ve Benzeri Oyun Alet ve Makinaları Hakkında Kanun: 2. maddesinde düzenlenen suç.
  • 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu: Ek 2. maddesinin 1. fıkrasının (1) numaralı bendinde belirtilen suç.

Usulün Uygulanma Koşulları ve Süreci

1. Bilgilendirme, Teklif ve İradilik Şartı

Cumhuriyet savcısı veya kolluk görevlileri, şüpheliyi seri muhakeme usulü hakkında bilgilendirmekle yükümlüdür (5271 sayılı CMK m. 250/2) 1. Ancak usulün uygulanmasına ilişkin resmi teklif münhasıran Cumhuriyet savcısı tarafından yapılır. Şüphelinin bu teklifi zorunlu müdafii huzurunda kabul etmesi usulün geçerlilik şartıdır (5271 sayılı CMK m. 250/3).

2. Yaptırımın Belirlenmesi

Cumhuriyet savcısı yaptırımı şu aşamalarla tespit eder:

  • Temel Ceza ve Artırımlar: 5237 sayılı TCK m. 61/1 hükmü gözetilerek kanuni alt ve üst sınırlar arasında temel ceza belirlenir; koşulları varsa zincirleme suç (5237 sayılı TCK m. 43) hükümleri tatbik edilir.
  • Yarı Oranında Yasal İndirim: Belirlenen bu cezadan yarı oranında (%50) zorunlu kanuni indirim yapılır (5271 sayılı CMK m. 250/4).
  • Bireyselleştirme Araçları: Ortaya çıkan sonuç hapis cezası, şartları varsa Cumhuriyet savcısı tarafından 5237 sayılı TCK m. 50 uyarınca seçenek yaptırımlara çevrilebilir veya TCK m. 51 uyarınca ertelenebilir (5271 sayılı CMK m. 250/5).
  • HAGB Uygulaması: Savcı, koşullarının gerçekleştiği kanaatinde ise 5271 sayılı CMK m. 231 hükmünü (Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması) kıyasen uygulayabilir (5271 sayılı CMK m. 250/6).
  • Güvenlik Tedbirleri: Seri muhakeme yaptırımı, kanunda öngörülen güvenlik tedbirlerinin (müsadere, sürücü belgesinin geri alınması vb.) uygulanmasına engel oluşturmaz (5271 sayılı CMK m. 250/7).

3. Mahkemeye Başvuru ve Talep Yazısının İadesi

Cumhuriyet savcısı, şüphelinin kimliğini, isnadı, olay özetini, teklifin kabul edildiğini ve belirlenen yaptırımı içeren ayrıntılı bir talep yazısıyla görevli asliye ceza mahkemesinden talepte bulunur (5271 sayılı CMK m. 250/8).

7331 sayılı Kanun ile getirilen düzenlemeyle talep yazısının iadesi müessesesi ihdas edilmiştir. Talep yazısında şekli eksiklik bulunması, belirlenen yaptırımda maddi hata yapılması, TCK m. 50, m. 51 veya CMK m. 231’in objektif koşulları gerçekleşmediği halde uygulanması ya da uygun güvenlik tedbirinin gösterilmemesi hallerinde mahkeme talep yazısını başsavcılığa iade eder; savcılıkça düzeltilen talep yazısı mahkemeye yeniden sunulur (5271 sayılı CMK m. 250/8).

4. Mahkemenin İncelemesi ve Karar

Mahkeme, şüpheliyi müdafii huzurunda bizzat dinler (5271 sayılı CMK m. 250/9). Mahkemece;

  • Şüphelinin eylemi özgür iradesiyle kabul edip etmediği,
  • Eylemin seri muhakeme usulü kapsamında kalıp kalmadığı,
  • Dosyadaki delillere göre mahkûmiyet kararı verilmesi gerekip gerekmediği denetlenir.

Mahkeme bu şartların varlığı halinde, savcılığın talep yazısında belirtilen cezadan daha ağır olmamak üzere hüküm kurar. Mahkeme şartların oluşmadığı veya beraat verilmesi gerektiği kanaatindeyse talebi reddeder ve soruşturmanın genel hükümlere göre sürdürülmesi için dosyayı savcılığa gönderir. Mazeretsiz olarak duruşmaya gelmeyen şüpheli usulden vazgeçmiş sayılır (5271 sayılı CMK m. 250/9).

Seri Muhakeme Usulünün Uygulanamayacağı Haller ve İstisnalar

Kanun koyucu belirli kişi ve durumlarda bu usulün uygulanmasını mutlak olarak engellemiştir:

  • İştirak Hali: Suçun birden fazla kişi tarafından iştirak halinde işlenmesi durumunda, şüphelilerden birinin dahi usulü kabul etmemesi halinde diğer şüpheliler hakkında da seri muhakeme usulü uygulanamaz (5271 sayılı CMK m. 250/11).
  • Kapsam Dışı Suçla Birlikte İşlenme: Seri muhakeme kapsamındaki bir suçun, bu kapsama girmeyen başka bir suçla birlikte (örneğin TCK m. 179/3 trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçu ile TCK m. 89 taksirle yaralama suçunun bir arada) işlenmesi halinde seri muhakeme usulü uygulanmaz (5271 sayılı CMK m. 250/11).
  • Yaş Küçüklüğü ve Akıl Hastalığı: Suç tarihinde veya yargılama sırasında fiil ehliyeti ve kusur yeteneği yönünden koruma gerektiren şüpheliler hakkında bu usul işletilemez (5271 sayılı CMK m. 250/12).
  • Şüpheliye Ulaşılamaması: Şüphelinin soruşturma dosyasındaki adresinde bulunamaması, yurt dışında olması veya başkaca nedenlerle kendisine ulaşılamaması halinde usul tatbik edilemez (5271 sayılı CMK m. 250/13).

Delil Yasağı Güvencesi

Şüphelinin savunma hakkını teminat altına almak amacıyla kanunda mutlak bir delil yasağı öngörülmüştür: Seri muhakeme usulünün mahkemece reddedilmesi, şüphelinin vazgeçmesi veya herhangi bir sebeple sonuçlandırılamaması hallerinde, şüphelinin bu usul sürecinde yaptığı kabul beyanları ile sürece ilişkin tüm belgeler, takip eden genel soruşturma ve kovuşturma evrelerinde aleyhe delil olarak kullanılamaz (5271 sayılı CMK m. 250/10).

Kanun Yolu

Mahkemece seri muhakeme usulü doğrultusunda kurulan hükme karşı istinaf kanun yolu değil, genel hükümler çerçevesinde itiraz kanun yolu öngörülmüştür (5271 sayılı CMK m. 250/14). İtiraz mercii, incelemesini şüphelinin müdafi huzurundaki rızasının sıhhati (3. fıkra) ve mahkemenin yasal şartları denetim sınırları (9. fıkra) yönünden şekli ve hukuki denetimle sınırlandırarak gerçekleştirir.

Powered by Joinchat